Depresyonun Türleri ve Çeşitleri

14 08 2011

Primer Depresyon: Bedensel ya da başka bir ruhsal rahatsızlığa bağlı olmaksızın ortaya çıkan depresyonlardır.
Sekonder Depresyon: Bedensel ya da başka bir ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkan depresyonlardır. Kanser, kalp damar hastalıkları, süregen enfeksiyon hastalıkları, beyin damar hastalıkları bu tür depresyona neden olurlar. Genel klinik durum bakımından primer depresyona çok benzese de hastalığın asıl belirtileri ve öyküsü başkadır.

Unipolar Depresyon: Yineleyici (recurrent) depresyon ile eşanlamlıdır. Süregenleşme olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir.

Bipolar Depresyon: Yalnızca mani(taşkınlık) ya da mani ve depresyon nöbeti geçiren hastalar için kullanılan terimdir.

Endojen Depresyon: Kişinin kendi içyapısından kaynaklanan depresyondur. Depresyonu oluşturan hastanın bilincine varamadığı, birtakım duygusal faktörlerdir.

Reaktif Depresyon: Yaşam olaylarına bağlı olarak ortaya çıkar. Çoğunlukla toplumsal koşullar ve ortamda depresyon belirtilerinin görülmesi arasında yakın ilişki bulunur. Bu tür depresyonlarda suçluluk günahkarlık düşünceleri, hezeyanları bulunmadığı, bulunuyorsa da, yaşam olaylarıyla bir ilgisinin olduğu görülür. Uyku bozuklukları sıklıkla geç ve güç uykuya dalma biçiminde olup, sabahları erken uyanma olmaz. Đştahsızlık ve kilo kaybı ya hiç yoktur ya da çok hafiftir. Kaygı, endişe ve öteki belirtiler gün boyunca artar. Geceleri doruğa ulaşır. Uzamış yas depresyonu da reaktif depresyonun özel bir tipi olarak kabul edilebilir.





Depresyon Belirtileri

13 08 2011

Depresyonun Duygusal Belirtileri

Hastanın duygularındaki veya duyguları ile doğrudan bağlantılı olan davranışlarındaki değişmeler emosyonel belirtileri içerir. Bu belirtiler değerlendirilirken kişinin hastalık öncesi duygu durumu ve davranışı, cinsiyeti, yaşı ve bulunduğu toplumsal gruptaki normal davranış sınırları da göz önüne alınmalıdır.

Kederli Duygu Durum: Duygu-durumdaki değişmeler depresyonun derecesi ile doğru orantılı olarak artar veya azalır. Bu, depresyonun en temel belirtilerindendir.
Kendinden Hoşnutsuzluk: Depresyon düzeyi arttıkça hoşnutsuzluk duyguları kendinden nefret etmeye dönüşebilir.

Doyumsuzluk: Depresif kişilerdeki doyumsuzluk duygusu önce günlük etkinliklerdeki bazı doyumsuzluklarla başlar, depresyon ilerledikçe tüm yaşamsal olayları kapsar.

İlgi Azalması: Doyumsuzluk duygusuna eşlik eden bir belirtidir. Orta derece depresyonda bu durum kayıtsızlıkla sonuçlanırken ciddi depresyonda duyumsamazlığa dönüşebilir.

Ağlama Nöbetleri: Depresyonun bir başka temel belirtisidir. Hafıf ve orta derece depresyonda ağlama eğilimi artar. Ciddi depresyonda hastalar daha önce ağlayabildikleri halde artık isteseler de ağlayamadıklarından yakınırlar.

Neşesizlik: Hafıf depresyonda hasta şakadan hoşlanır ama eskisi kadar zevk almadığını söyler. Orta derece depresyonda hasta neşelenmek için kendini zorlar ama hiç eğlenemez. Ciddi depresyonda hasta başkalarının şakalarından hiç zevk almaz ve gülmez. Olayları her zaman olduğundan daha ciddi olarak değerlendirme eğiliminde olur. Hatta diğerlerinin yaptığı şakalara depresif hasta düşmanca ve saldırgan tepkiler gösterebilir.

Depresyonun Bilişsel ve Motivasyonel Belirtileri

Kendini Aşağı Görme (Düşük Kendilik Değeri): Hasta kendi becerilerini, çekiciliğini, parasal durumunu, sağlığını ve zekasını olumsuz olarak değerlendirme eğilimindedir. Hafıf ve orta derece depresyonda kişi karşılaştığı güçlükleri ve yaptığı hataları abartma eğilimindedir. Ciddi depresyonda hastamn kendini değerlendirmesi en olumsuz düzeydedir.

Olumsuz Beklentiler: Depresif hastamn beklentilerine kötümserlik egemendir. Fiziksel, toplumsal ve parasal sorunlarının gelecekte de süreceğini, hatta daha da kötüye gideceğini düşünür. Bu düşüncelerin intihara temel oluşturduğu düşünülebilir. Depresyon derecesi ciddileştikçe hasta geleceğini daha karanlık ve umutsuz olarak görür.

Kendini Eleştirme ve Suçlama: Hafıf derece depresyonda kişinin davranışları kendi katı, kusursuz ölçülerine uymadığında kendini eleştirme ve suçlama eğiliminde olur. Orta derece depresyonda kişi standartlarının altındaki davranışları için kendini acımasızca eleştirme eğilimindedir. Ciddi depresyonda hasta kendini aşırı boyutlarda suçlama eğilimindedir.

Kararsızlık: Depresif hastaların en sıklıkla yaşadıkları belirtilerdendir. Hafıf depresyonda kişi daha önce kolayca karar verdiği durumlarda bile uzun uzun düşünür. Orta dereceli depresyonda karar verme güçlüğü günlük yaşantıdaki bütün olayları kapsamaya başlar. Ciddi depresyonda hasta genellikle karar verme yeteneğini yitirdiğine inanır.

Çarpıtılmış Beden İmgesi: Kadınlarda erkeklere göre daha sık rastlanan bir depresyon belirtisidir. Hafıf ve orta derece depresyonda kişi dış görünümünün bozulduğuna, daha çirkinleştiğine inanır. Gerçekte dış görünümde bu tür değişiklikler olmadığı halde hasta böyle algılar. Ciddi depresyonda hastanın bu düşünceleri saplantı haline dönüşebilir.

Motivasyon Azalması: Kişi en temel yaşamsal davranışları yapabilmek için bile istek duymaz. Orta derece depresyonda kişi yapması gerekenleri yapmak için kendini zorlar. Ciddi depresyonda kişi hiçbir şey için istek duymaz. Başkaları tarafından zorlanmadıkça hiçbir şey yapmaz.

İntihar İstekleri: Depresyonun bir başka önemli belirtisi de budur. Hafıf derece depresyonda ölme isteği, hastanın eyleme geçmeksizin edilgin olarak ölmeyi istemesi ile karakterizedir. Orta derece depresyonda intihar istekleri daha sık ve daha zorlayıcıdır. Ciddi depresyonda intihar istekleri daha da yoğunlaşır.

Depresyonun Fiziksel ve Bedensel Belirtileri

İştahsızlık: Hasta başlangıçta her zamankinden daha az yemeğe başlar. Orta derece depresyonda yeme isteği hemen tümüyle kaybolmaya başlar. Ciddi depresyonda hasta yemek yiyebilmek için kendini zorlar veya başkalarınca zorlandığı halde yiyemez. Birkaç hafta içinde kilo kaybı görülür.

Uyku bozukluğu: Hafif depresyonda hasta sabahları eskiye oranla daha erken uyanır ve genellikle rahatsız bir uyku uyuduğunu bildirir.
Bazı hastalar ise, alıştıklarından daha fazla uyumaya başladıklarını ifade ederler. Orta derece depresyonda hasta alışılandan birkaç saat erken uyanır, bazı hastalar bu durumun tersi olarak oniki saate kadar varan aşırı uyku eğilimindedirler. Ciddi depresyonda hasta genellikle yattıktan dört-beş saat sonra uyanır ve tekrar uyuyamaz.

Cinsel Dürtü Kaybı: Hafif depresyonda genellikle cinsel istekte ve cinsel uyaranlara tepki vermekte bir zayıflama görülür. Orta derece depresyonda cinsel istekte bir azalma söz konusudur. Ciddi depresyonda cinsel uyaranlara hiçbir tepki verilmez.
Yorgunluk: Hafif depresyonda hasta alışılagelenden daha kolay yorulur. Orta derecece depresyonda hasta genellikle yorgundur. Ciddi depresyonda hasta herhangi bir şey yaptığında kendini çok yorgun hisseder





Depresyon Nedir Belirtileri Nelerdir?

13 08 2011

Depresyon derin üzüntülü bazen de hem üzüntülü , hem bunaltılı bir duygudurumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir sendromdur. Genetik faktörler, kimyasal ileticilerde düzensizlik , olumsuz çocukluk yaşantıları, sürekli önemli zorluklar, olumsuz hayat olayları, sevilen bir kimsenin ve ya objenin kaybı, ekonomik güçlükler, iflas halleri ve itibarın kaybı, zayıf sosyal ilişkiler, düşük benlik saygısı gibi bir çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir .

Depresyonun yaygın belirtileri üzerinde genel bir antlaşma vardır. Major depresif dönemin DSM IV tanısı aşağıdaki belirtilerden en az beşinin hemen her gün iki hafta süreyle olmasını şart koşar. Çökkün duygudurum ya da ilgi ve hoşnutluğun kaybının bu beş belirtiden biri olması gerekir.

-Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen hergün
– Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.
– Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha
uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak
geçirme isteği.
– Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma ( psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.
– İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı.
– Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk.
– Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.
– Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da
gerçekten güçlük çekme.
– Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

Major depresyonun yaşam boyu yaygınlığı ortalama % 17’dir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat sıklıkla gözlenir. Alt sosyo-ekonomik düzeyde ve genç yetişkinlerde daha sıklıkla rastlanır. Major depresyon tekrarlayıcı bir bozukluktur. Depresyon yaşantısı olanların %80’i bir yıl içinde yeni bir dönem içine girerken %15’ inin depresyonu iki yıldan uzun sürerek kronik bir bozukluk haline dönüşür.

Bilimsel kanıtlar yirminci yüzyılın ikinci yarısında depresyon yaygınlığının fark edilir biçimde arttığını göstermektedir , Depresyonun daha iyi tanınan bir ruhsal bozukluk olması ve toplum tarafından bir sağlık sorunu olarak algılanması başvuru oranlarını arttırmıştır. Bu artış sağlık hizmetlerinde yaşanan gelişmeler ve toplumsal nedenler ile ilişkilendirilmiştir. Yaygınlık artışının toplumsal nedenlerini anlamanın özellikle batı ülkelerindeki gözlenen toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimleri gözden geçirmekle olanaklı olacağı ifade edilmiştir. Sanayi toplumlarında gözlenen nüfus artışı, iç ve dış göç, kentleşme sorunları, fiziksel çevredeki değişimler, aile yapısında değişme, toplumsal iletişim ağındaki çözülme, bireycileşme, toplumsal dayanışmanın bozulması, artan stres etkenleri ve örselenme yaşantıları, ekonomik politikalar depresyonun artışı ve etkilerini anlamak için üzerinde çalışılması gereken ana değişkenlerdir.Tüm bunların insanın ruhsal dünyasında ve değerler sisteminde yarattığı değişiklikler kişilik ve ruhsal yapıda gözlenen değişimleri anlamak için anahtar niteliğindedir. Üçüncü dünya ülkeleri de benzeri süreçleri sahip oldukları sosyoekonomik ve kültürel gelişmişlik düzeyine özgü bir biçimde yaşamaktadır. Hızlı nüfus artışı, göç ile bağlantılı nüfus hareketleri, yoksulluk, siyasi sorunlar, insan hakları ihlalleri, ciddi psikososyal sonuçlar doğuran travmalar, fizik çevre ile ilişkili sorunlar aynı biçimde ruhsal bozuklukların ortaya çıkması ve süregenleşmesinde önemli değişkenler olmayı sürdürmektedir ( Kaya, 2007) .
Depresyonun yaygınlığının artmasının yanı sıra, başlangıç yaşı da düşmüştür. Söz konusu olgu için olası bir açıklama aynı dönemde gerçekleşen sosyal değişimlerde saklıdır. Bugünün genç insanları pek çok konuda engellenme yaşamakta, birbirine bağlı koruyucu geniş aile, geleneksel değerler gibi geçmişte toplumun temel parçaları olan sosyal destek yapılarından yoksun kalmaktadır.

Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda en önemli psikiyatrik bozukluklardan birisi olmanın ötesinde ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Depresyon içinde olan kişiler yoğun psikolojik rahatsızlık çekmelerinden dolayı hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamazlar, işlerindeki üretkenlikleri azalır ve depresyonun şiddetine paralel olarak giderek kaybolabilir, aile birliklerini sürdürmede genellikle problemleri olur, çocuklarıyla yeterince ilgilenemezler. Tipik bir depresyon rahatsızlığı ortadan kalksa bile, depresyonla mücadele etmenin zorluğu, aile ilişkileri üzerinde bir etki bırakabilir. Hayal kırıklığı, üzüntü ve kızgınlıktan geriye kalan izler, depresif semptomlar azaldıktan sonra uzun süre daha kalmaya devam edebilir ( Yalom & Glick, 2006). Depresyon belirtilerinden kaynaklanan sosyal ilişki sorunları, kişilerin zaman içinde toplumdan uzak ve yalnız yaşamak durumunda kalmalarına neden olabilir.

Daha da genişletilmesi mümkün olan bu tür kişisel sorunlar, bu sorunları yaşayanlar toplumun fertleri olduğu için aynı zamanda toplumsal sorunlardır ya da toplumsal sorunların oluşmasına yol açarlar. Ailelerin dağılması, kişilerin ve muhtemelen bir ya da birkaç yakınlarının işlevselliklerinin azalması, gelecek nesillerin üyeleri olarak çocukların gelişme süreçlerinin sekteye uğraması ve toplumun kendi sistemleri içinde kaybolan işlevsellikleri bir dereceye kadar da olsa karşılamak zorunda kalması depresyondan kaynaklanabilecek sorunların sadece küçük bir bölümüdür.

Depresyonun gerek kişisel gerek toplumsal maliyetleri kesinlikle sayılanlarla sınırlı değildir. Bu bozukluğun en fazla işlev kaybına neden olan hastalıklar sıralamasında en üst sıralarda yer alması, ne düzeyde bir toplumsal yüke neden olabileceğinin açık kanıtıdır. Bu işlev kaybına rahatsızlığı olan kişilere bakım veren yakınlarının kayıpları ve tükenme süreçleri de eklenirse maliyetler giderek artar.

Kişisel ve toplumsal kayıplara eklenmesi gereken bir diğer konu, depresyonun intihara bağlı ölümleri, kazaları ve kalp damar hastalıkları risklerini de artırdığı gerçeğidir. O halde depresyon gerek insan kayıpları gerek tedavi maliyetleri açısından da toplumsal tükenmeye büyük katkılarda bulunur. Bütün bu söylenenler depresyonun ne derece önemli olduğunu ve ciddi şekilde tedavi edilmesinin kişiye ne tür katkıları bulunabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.