Depresyon Nedir Belirtileri Nelerdir?

13 08 2011

Depresyon derin üzüntülü bazen de hem üzüntülü , hem bunaltılı bir duygudurumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir sendromdur. Genetik faktörler, kimyasal ileticilerde düzensizlik , olumsuz çocukluk yaşantıları, sürekli önemli zorluklar, olumsuz hayat olayları, sevilen bir kimsenin ve ya objenin kaybı, ekonomik güçlükler, iflas halleri ve itibarın kaybı, zayıf sosyal ilişkiler, düşük benlik saygısı gibi bir çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir .

Depresyonun yaygın belirtileri üzerinde genel bir antlaşma vardır. Major depresif dönemin DSM IV tanısı aşağıdaki belirtilerden en az beşinin hemen her gün iki hafta süreyle olmasını şart koşar. Çökkün duygudurum ya da ilgi ve hoşnutluğun kaybının bu beş belirtiden biri olması gerekir.

-Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen hergün
– Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.
– Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha
uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak
geçirme isteği.
– Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma ( psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.
– İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı.
– Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk.
– Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.
– Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da
gerçekten güçlük çekme.
– Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

Major depresyonun yaşam boyu yaygınlığı ortalama % 17’dir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat sıklıkla gözlenir. Alt sosyo-ekonomik düzeyde ve genç yetişkinlerde daha sıklıkla rastlanır. Major depresyon tekrarlayıcı bir bozukluktur. Depresyon yaşantısı olanların %80’i bir yıl içinde yeni bir dönem içine girerken %15’ inin depresyonu iki yıldan uzun sürerek kronik bir bozukluk haline dönüşür.

Bilimsel kanıtlar yirminci yüzyılın ikinci yarısında depresyon yaygınlığının fark edilir biçimde arttığını göstermektedir , Depresyonun daha iyi tanınan bir ruhsal bozukluk olması ve toplum tarafından bir sağlık sorunu olarak algılanması başvuru oranlarını arttırmıştır. Bu artış sağlık hizmetlerinde yaşanan gelişmeler ve toplumsal nedenler ile ilişkilendirilmiştir. Yaygınlık artışının toplumsal nedenlerini anlamanın özellikle batı ülkelerindeki gözlenen toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimleri gözden geçirmekle olanaklı olacağı ifade edilmiştir. Sanayi toplumlarında gözlenen nüfus artışı, iç ve dış göç, kentleşme sorunları, fiziksel çevredeki değişimler, aile yapısında değişme, toplumsal iletişim ağındaki çözülme, bireycileşme, toplumsal dayanışmanın bozulması, artan stres etkenleri ve örselenme yaşantıları, ekonomik politikalar depresyonun artışı ve etkilerini anlamak için üzerinde çalışılması gereken ana değişkenlerdir.Tüm bunların insanın ruhsal dünyasında ve değerler sisteminde yarattığı değişiklikler kişilik ve ruhsal yapıda gözlenen değişimleri anlamak için anahtar niteliğindedir. Üçüncü dünya ülkeleri de benzeri süreçleri sahip oldukları sosyoekonomik ve kültürel gelişmişlik düzeyine özgü bir biçimde yaşamaktadır. Hızlı nüfus artışı, göç ile bağlantılı nüfus hareketleri, yoksulluk, siyasi sorunlar, insan hakları ihlalleri, ciddi psikososyal sonuçlar doğuran travmalar, fizik çevre ile ilişkili sorunlar aynı biçimde ruhsal bozuklukların ortaya çıkması ve süregenleşmesinde önemli değişkenler olmayı sürdürmektedir ( Kaya, 2007) .
Depresyonun yaygınlığının artmasının yanı sıra, başlangıç yaşı da düşmüştür. Söz konusu olgu için olası bir açıklama aynı dönemde gerçekleşen sosyal değişimlerde saklıdır. Bugünün genç insanları pek çok konuda engellenme yaşamakta, birbirine bağlı koruyucu geniş aile, geleneksel değerler gibi geçmişte toplumun temel parçaları olan sosyal destek yapılarından yoksun kalmaktadır.

Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda en önemli psikiyatrik bozukluklardan birisi olmanın ötesinde ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Depresyon içinde olan kişiler yoğun psikolojik rahatsızlık çekmelerinden dolayı hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamazlar, işlerindeki üretkenlikleri azalır ve depresyonun şiddetine paralel olarak giderek kaybolabilir, aile birliklerini sürdürmede genellikle problemleri olur, çocuklarıyla yeterince ilgilenemezler. Tipik bir depresyon rahatsızlığı ortadan kalksa bile, depresyonla mücadele etmenin zorluğu, aile ilişkileri üzerinde bir etki bırakabilir. Hayal kırıklığı, üzüntü ve kızgınlıktan geriye kalan izler, depresif semptomlar azaldıktan sonra uzun süre daha kalmaya devam edebilir ( Yalom & Glick, 2006). Depresyon belirtilerinden kaynaklanan sosyal ilişki sorunları, kişilerin zaman içinde toplumdan uzak ve yalnız yaşamak durumunda kalmalarına neden olabilir.

Daha da genişletilmesi mümkün olan bu tür kişisel sorunlar, bu sorunları yaşayanlar toplumun fertleri olduğu için aynı zamanda toplumsal sorunlardır ya da toplumsal sorunların oluşmasına yol açarlar. Ailelerin dağılması, kişilerin ve muhtemelen bir ya da birkaç yakınlarının işlevselliklerinin azalması, gelecek nesillerin üyeleri olarak çocukların gelişme süreçlerinin sekteye uğraması ve toplumun kendi sistemleri içinde kaybolan işlevsellikleri bir dereceye kadar da olsa karşılamak zorunda kalması depresyondan kaynaklanabilecek sorunların sadece küçük bir bölümüdür.

Depresyonun gerek kişisel gerek toplumsal maliyetleri kesinlikle sayılanlarla sınırlı değildir. Bu bozukluğun en fazla işlev kaybına neden olan hastalıklar sıralamasında en üst sıralarda yer alması, ne düzeyde bir toplumsal yüke neden olabileceğinin açık kanıtıdır. Bu işlev kaybına rahatsızlığı olan kişilere bakım veren yakınlarının kayıpları ve tükenme süreçleri de eklenirse maliyetler giderek artar.

Kişisel ve toplumsal kayıplara eklenmesi gereken bir diğer konu, depresyonun intihara bağlı ölümleri, kazaları ve kalp damar hastalıkları risklerini de artırdığı gerçeğidir. O halde depresyon gerek insan kayıpları gerek tedavi maliyetleri açısından da toplumsal tükenmeye büyük katkılarda bulunur. Bütün bu söylenenler depresyonun ne derece önemli olduğunu ve ciddi şekilde tedavi edilmesinin kişiye ne tür katkıları bulunabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Reklamlar